Efendi, amcamın oğlu.
Otuz üç yıl önce rahmetli oldu.
Bir kaç ay önce, bir rüyamda,
Bir römork buğdayın,
evimize getirilmesi gerektiğinde,
abimle bana: Taktör bulun,
ben buğdayınızı getiririm, demişti.
Asvalt yolun bir tarafında mezarlık,
bir tarafında bizim tarlalar var.
yolun sağına bıraktığımız,
kırmızı bir traktör eşliğinde,
ve kırmızı bir kamyonu
hasat ettğimiz buğdayla doldurduk.
Bütün bu ilşleri Efendi'nin desteğiyle,
tamamladım.
Bir süre sonra akşam oldu.
Ardından gece oldu.
Biz hâlâ tarladayız.
Bu arada buğdayları yolda unuttuk.
Hadi eve gidelim, geç oldu diyorum.
Eve dönüyoruz.
Bir odada teslime ablam,
bir odada kız kardeşim da Huriye
yataklarına uzanmışlar
fakat uyumuyorlar.
Ben yukarı çıktım, kızların yanına.
Efendi aşağıda kaldı.
Teslime ablam yavaşça,
söylenmemesi gereken bir sözü,
Efendi aleyhinde söyledi.
Efendi'nin bu sözden dolayı kırılıp,
dışarı çıktığını anladım.
Hemen peşinden gidip yakaladım.
Evin avlusunda
amcamın kızı Sultan'ın eşi
Tufan'ı gördük aniden.
Neden buğday kamyonunu eve
getirmediğimizi, sordu.
Buğdayları unuttuğumuzu hatırladım birden
Hadi Emmioğlu, getirelim, dedim.
Hayır sana yardımım bu kadar,
sözümü yerine getirdim, dedi.
Her ne kadar ya ablamın lafını boş ver,
sen bana yardım ediyorsun,
onlara değil,
dediysem de bir türlü razı olmadı.
Kucağıma alıp zorla götürmeye
çalıştıysam da havalara zıplıyordu.
Birden gecenin karanlığında
kamyonun kaybolma endişesi
sardı içimi.
Ama bir aydınlık oluştu aniden.
Kamyonun silüeti göründü.
Kaybolma endişesi ortadan kalktı.
Yardımım bu kadar diyen Efendi'yi
ikna etmeye çalışırken,
uyanıyorum.
Ahmet ABASIKELEŞ |